Eyvah Bebeğim iştahsiz!

Bir arkadaşımın bana sorduğu bazı soruları ve cevaplarını sizinle
paylaşmak istedim.Kanımca bu sorun çoğu annenin yakındığı bir
problem.
 
Soru: şimdi mesela büşra sen yarın ne yedireceksin oğluna 
cevap:sabah yumurta-bitki çayı-reçelli ekmek felan 
öğlen çorba felan,arada ev yapımı kek 
akşam etli bişiy yanında yoğurt, arada meyva suyu olabilir
ama diyelim o gün canı bişey yemek istemezse öyle gezer yedirmem
ben hazırlamadan önce muhakkak sorarım acıktınmı yiyecekmisin oğlum 
diye.yiyecem yap anne derse yaparım
yiyebileceği şeyleri sunarım hangisini yapayım
o ne derse onu yaparım
ev yapımı makarna çok seviyor mesela
günde genelde 3 öğün yiyor daha fazlasını istemiyor 
Soru:Arkadaşım sen şimdi ne zaman süt veriyosun bu çocuğa.
Etli bişiy derken kendinize yaptığın yemektenmi veriyosun?
Birde sen diyosun yiyebileceği  şeyleri sunarım önüne
diye.nemutlu sanaki 
sevdiği şeyler var ve bir damak tadı.canı bişiy istiyo ve söylüyo benim 
yavru ceylanımın  canının istediği bişiy bile yok öyle bii damak
tadına 
sahip değil henüz etleri  tavukları bile çorbanın içinde veriyorum 
pütürlülere daha alıştıramadımki
 ha makarna pilav yağda yumurta falan bunları sevdiği için yiyo sorun
yok 
ama bi kaç lokmadan soonra yine istemiyo yada ağzından çıkarıyo birde
büyük  lokma verdiiysem hemen çıkarıp anne bu büyük minik ver diyo.
üstelik büyük  dediği şeyi görsen yiyebileceği kadar aslında ama alışamadı.
Peşinde gezerek yediriyorum hala çünkü bıraksam kendi keyfi 10 gün 
sonra gelir . Sen aç bırak diyosun ama o aç kalsada ben acıktım demezki .
 bıraksan öyle yaşar.
Yemek yemek olmasında dünya onun için çok güzel
 Birde bana iyi bi çocuk pisikoloğu öner tanıdığın varsa. bu konuda yardım
almak itiyorum.nasıl davranacağımı şaşırmış durumdayım çünkü.
 
Cevap:Arkadaşım bir zamanlar bende senin gibiydim.Hatta daha fazla 
çocuk yeterli beslenmiyor diye  gece uyandırıp kalorili şeyler içirirdim.
Ama baktımki bunların hiç bir  faydası yok.Ne çocuk kilo alıyor nede 
aldığı kilo yarıyor.Ancak kolay hastalanır hale geliyor böylece.
Bir çocuk bir şeyi severek isteyerek yerse
ancak o zaman ona yarıyor.
Seni çok iyi anlıyorum bir anne olarak çocuğunun iyi büyümesini isteyen bir
duyarlı bir anne olarak çok haklısın.Daha iyi yesin daha güzel büyüsün
istiyorsun.Ama bazı noktalar var bu konuda hassas olan.
Benim annemde senin gibiydi,kardeşime yıllarca çektirdi.Sürekli zorla 
besledi o kustu.Yedirmediği şey kalmadı.ama araları çok bozuldu.Anne çocuk 
ilişkisi bu yaşlarda oluşmaya başlıyor sen yemek gibi bir konu yüzünden 
çocuğunla aranı bozarsan ilerde ergenlikte çok çekersin.Bırak kendi haline 
Allah c.c. ona karnı acıkınca doyurması için bir mekanizma vermiş.
Biz eğer daha o acıkmadan yiyecekleri önüne serersek istemeyecek 
yemeyecektir.
Sen kendini düşün tıka basa toksun ama başkaları senin aç olduğunu iddia
edip seni besliyorlar.Ne yediğinden zevk alırısn ne bişey.Her çocuğun 
acıkması öğütme süreci farklıdır.Bunu kabul etmek lazım.
Sen acıktığını düşündüğün için yememeli gerçekten kendi acıkmalı ve 
istemeli senden öyle beslemelisinki bünyesine yarasın.
Öbür türlü acıkmadan beslemekle çocuk 2  kaşıkta doymuş gibi hisseder
 kendini.Ciddi acıkması lazım. 
Bir öğün besledikten sonra ortadan herşeyi kaldır hatta mutfağı kapat en az
3-4 saat ağzına hiçbirşey verme abur cubur dahil.4 saat sonra sor yermisin
bişeyler diye istemezse yine bekle 3-4 saat taki yicem diyene kadar.Böylece
kendi kararınıda kendi vermiş olur.özgüvenide gelişir.Aç olunca tüm gün 
yediklerinden daha fazla yer merak etme.hemde yiyeceklerinde tadını 
alır.Lezzetine varır.Yeme zevki gelişir.Damak tadı oluşur.
Çocuğun aklında yemek dedinmi mutlu bi olay canlanmalıki yemek istesin 
her öğün işkenceye dönerse yemek yemekle mutsuzluğu 
bağdaştırıp yemek istemez.
Birde en aç zamanında en zor yediği şeyi ver.en aç zamanında koy önüne
tavuğu didiklesin.Aç ya yiyecek mecbur.Çok açken koy önüne pütürlüleri. 
Bak nasıl alışacak.O pütürlüyü  yiyebildiği kadar yer sonrada üstüne yemek
isterse bi çorba içirirsin.Arkadaşım 2 yaşına gelmiş bir çocuk herşeyi
yiyebiliyor olmalı.
Birde Çok karışık menüler hazırlarsanda acıkmak bilmez çocuk.bir menüde
hem  et-yogurt-makarna-pilav-sebze varsa ne zaman öğütecekte ne zaman
acıkacak yavrucak.yazıktır ya.
Sen hiç merak etme ne şartlarda ne kötü beslenmelerle büyüyen çocuklar var 
hepside dalyan gibi.Sen çok besledin diye daha iri yarı olmayacağı gibi sen
az besledin diye daha ufakta olmaz.Olacağı gibi olur sonuçta.Ama bakarsın 
yıllar onu beslemek için çocukla didişmekle geçmiş.En güzel zamanları 
kızının ziyan olmuş gitmiş.
Yemek olayının birazda annenin kendini tatmin olayı olduğunu 
düşünüyorum.Beni dinledi yada dinlemedi.Yemezse kötü çocuk olur.
Anne kızar,
sevmez neden?çünkü annenin hazırladığını yemedi!Annenin kızmasıyla 
yemek olayını beraber hatırlıyor ve ömür boyu yemeye karşı isteksiz 
çocuklar oluyor.Çocuklarıyla ilişkisi çok iyi olan bir ablanın bu konuda 
bir sözü vardı:"Yemek gibi önemsiz bir konu için çocuklarımla 
aramı bozamam, O hakkımı daha önemli
konulara saklıyorum.Karnı acıkan yer veya yemez o onun kendi sorumluluğu"
derdi.

Çocuğu belli sınırlar içinde serbest bırakmak gerekir.Karnı acıkıp istemedikçe zorlamamak gerekir.Bu günlerde sürebilir.Çünkü çocuk zaten

doğduğundan beri zorlandı bunun psikolojik telafiside günler sürebilir.

Bir psikologa gitsen sana yine bunun benzeri şeyler söyliyecektir.Bırak aç
kalsın diyecektir.
Bir anneye çocuğunu aç bırakmak çok zor geliyor. Ama çocuğu yemeye
 zorlamakta çocuğa bir o kadar zor geliyor emin olun.
İştahlı bir çocuk gerçekten bir nimet.Allah herkese nasib etsin.Ama birazda
bunun için bizim çabalamamız gerekiyor.
Kolay gelsin
İnşallah :)
 
(Buna benzer bir yazı yazmıştım:
http://rehnuma.blogcu.com/istahli-bebegimin-saglikli-gidasi/4748400)

categoria Kategori: BeBeGiM_Beslenme | commentoYorum (yok) data22/11/2009

Herşeye Rağmen Sağlıklı Yaşam Çabaları

 

Geçen Süper annelerin süper gücü adlı yazımda

http://rehnuma.blogcu.com/super-annelerin-super-gucu/5904140

sağlıklı beslenme,yaşam tarzı konusunda bazı paylaşımlarda bulunmuştum.Şimdi Yaptığım araştırmalara göre beslenmede dikkat ettiğim hususları sizinle paylaşmak istiyorum:(kendim ve ailem için ama özellikle 2 yaşındaki oğlum için)

1-Yemekleri çok fazla karışık yedirmiyorum. Mesela kahvaltıda yumurta-süt-peyniri birarada vermiyorum. Hepsini ayrı zaman dilimlerinde yediriyorum. Bir arada yenildiğinde Hem birbirlerinin emilimlerini azaltıyorlar hemde hazmı çok zor oluyor.



yada sebze-meyve-ekmek türü-et türü gibi karmakarışık menüler hazırlamıyorum.

2-Hazır paketli hiçbir ürün kullanmamaya dikkat ediyorum.Çünkü hepsinde raf ömrünü uzatan sağlığa zararlı maddeler var. bisküvi,gofret gibi...bisküvi,gofretler yemek borusunda bulunan yiyeceklerin içindeki bazı vitaminleri emen tüycüklerin kopmasına sebep oluyormuş bu yüzden tüketmiyoruz.(bu bilgiyi marankiden direk öğrendik.)

Gerçekten iyi olan içeriği güvenilir olan ve gofret vs.. ile karışmayan aldığım birkaç hakiki çukulata var.

Ayrıca bu ürünlerin içinde genetiği bozuk maddeler bolca var.

3-Özellikle kremşanti,margarin,sosis,salam,cips,jöle,jelibon gibi tamamen sağlıktan uzak yapay ürünleri tüketmiyorum.

4-Hazır meyva suyu veya püresi kullanmıyorum.Hernekadar %100 meyva deselerde benim katı meyva sıkacağım var onda sıktığım meyvalar 10 dk içinde tüketilmezse içilemeyecek hale geliyor,onlar raflarda nasıl öyle uzun kalabiliyor.Bana hiç güven vermiyor.


5-Hazır mama,süt tozu ihtiva eden ürünleri almıyorum.Çünkü ikiside yapay.

6-Hazır mama yerine keçi sütü kullanmayı düşünebilirsiniz.En iyisi tabiki annesütü ama yetmediği durumlarda keçisütü bebekler için daha uygun olabilir.Hazır mamalar bilimin şimdiye kadar annesütünde keşfettiği faydalı mineral ve vitaminlerin bileşiminden oluşuyor.Peki ya keşfedilmeyenler?Her gün yeni çıkan bir ürünle bir önceki ürünü almak istemiyoruz.Halbuki Yaradan anne sütüne ve diğer hayvanların sütlerine keşfeilmeyen nice faydalı vitaminler koymuş.Bunları bebeğe vermek daha mantıklı değilmi.

birde fabrikada üretilip market rafında bulabildiğin bir şeyi suyla karıştırıp bebeğe içirmek çok üzücü bir olay.Tüm emziren anneler süt dolsun :) Üzülmeyelim.

7-Yediğimiz bir yemek en az 4-5 saatte tam hazmediliyor.Bir şey yedikten 4-5 saat içerisinde tekrar birşey yediğimizde sindirimin yarı aşamasına gelmiş midemizdeki besinle yeni gelen besin karışıyor ve eski besin hazmedilmeden bağırsağa geçip orada çürüyor buda ondan faydalanmamızı engelliyor dahası çürümüş gıda olarak içeriğe hastalığa sebep olabiliyor.


8-Bir çocuk illa birşey yemek istemiyorsa vardır bi bildiği diyorum iç mekanizması istemiyordur.Ona zararlı bişeyler vardır içinde belki.ondan alacağı faydayı başka besindende alabilir deyip yakasını bırakıyorum.

Birde bi çocuk gerçekten açsa onu tutamazsınız illa yemek ister.İç mekanizması beni doyur diye sinyal verir.(kasdettiğim gerçekten açlık bazen 1-2 gün hiçbirşey yememek.)

9-Temizlik ürünlerinde de çamaşır suyu ve diğer kimyasallı temizleyicileri kullanmıyorum.Bunlar gerek kouları gerek içerikleriyle hem çocuklara hem bize çok zararlı.
onun yerine tanıştığım organik bir temizlik ürünü var.Şampuandan WC temizlemeye parfümeriye birçok ürün segmentiyle ihtiyaçlarımı karşılıyor.
http://www.depocum.net/asp/listgroup.asp?group=TEM_

 

Bu ürünleri kullanıyor ayrıca üyeliklede satışını yapıyorum.İçeriği %90 bitkisel,insan sağlığına zararlı hiçbir kimyasal içermiyor.Hatta ambalajları dahi geri dönüşümlü.İçeriğindeki bitki Ritha ve genetiğiyle oynanmamış bir bitki.
Firmada Tamamen türk.

10-İçeriğinde mısır ve soya ürünleri bulunan gıdaları tüketmiyorum.Çünkü şuanda genetiğiyle en çok oynanan ürünler soya ve mısır!

 

11-Bulabildiğim kadarıyla en doğal ürünleri kaynağından bulup almaya çalışıyorum.Mesela genetiği sağlam bal,mercimek vs..gibi.Makarnamı,tarhanamı evde yapmaya veya evde yapılmışını bulmaya çalışıyorum.(itiraf edeyim bunun için Karabükten gelen halamızı kullandık :)

 

12-Mümkünse ekmeğimizi ekmek yapma makinasında yapmaya çalışmak lazım.

13- Pastörize inek sütü almak yerine, güvenilir bildiğim bir yerden günlük tazecik keçi sütü alıyorum.Kendim kaynatıp en geç 2-3 günde tüketiyorum.Zaten çabuk bozuluyor.Mis gibi süt kokuyor.


Pastörize süt alanında kurulan dev firmalar tabiki bu rantlarını devam ettirebilmek adına açık sütleri kötüleyip kendi mallarını övecekler. Ama sütün en sağlıklı ve doğal hali hayvandan sağılmış halidir.Pastörizasyon işlemi sütün molekül yapısını bozarak uzun ömürlü hale gelmekte ama insnaların ömrünü kısaltmaktadır.Hatta yaşlılarda ve çocuklarda bazı hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.

Bu konuyla ilgili bir linki paylaşmak isterim:

İşte, pastorize sütün sağlığa zararları
http://www.samanyoluhaber.com/haber-87301.html

Büyük şehirlerde güvenilir açık süt bulma imkanı olamayanlar için belki en masum paketli süt "günlük şişe süt" olabilir.Çünkü bunlar Uht sütler gibi uzun ömürlü değildir.Verilen 3-4 günlük zaman diliminde tüketilmezse bozulur.Sütün Bozulmasıda içindeki faydalı bakterilerin marifetidir.Uzun ömürlü sütler kolay kolay bozulmazlar.

 

Birde akıl ve mantıkla kaynatmakla ölen vitaminler tamam vardır ama ölmeyenleride vardır.Pastörizasyonla ölen faydalı bakteriler bu vitaminlerden daha mı az kıymetli?
 

Bu bilgileri sağlıklı beslenme ve yaşama konusunda algılarımı açık tutarak 2-3 yılda güvenilir yerlerden öğrendim.


categoria Kategori: Dogal Beslenme | commentoYorum (yok) data21/11/2009

Hangisi alternatif tıp?

Bütün doktorlar aynı şeyi söylediler bu hastalara. “Tıbben yapılabilecek hiçbir şey yok”
Sonra da eklediler; “Sabredin, ileriki yıllarda tıp alanında gelişmeler olursa gözünüz açılabilir”
Kimi on yıldır, kimi de 26 yıldır bekliyor “bir gelişme” olsun diye.
Ama hala dünyaları karanlık. Yani bir gelişme olmadı.
Kimi Behçet hastası, kimi Glokom, kimi de tavuk karası.
Küçük yaşta kafası üstüne düşüp, görme merkezini hasara uğratanlar da var.
Hepsinin ortak özelliği gözlerinin görmüyor olması.
Hastalardan biri 26 yıl önce kaybetmiş gözlerini.
Behçet hastası. Doktorlar O’na “kesinlikle çaresi yok” demiş. Çünkü modern tıp bu hastalığa henüz çare bulamadı.
Kapı kapı dolaşıp çare arayan Aydınlı bir kadına doktor en son şu sözü söylemiş;

 

sülük

 

“Amerika’ya da gitsen çaresi yok”
Kadın yıkılmış.
Bir diğeri defalarca ameliyat olmuş, ama nafile.
Tek isteği görmek. Ama göremiyor. Modern tıp çaresiz.
Şimdi buraya dikkat.
Tüm bu hastalar bir hafta gibi kısa bir sürede görmeye başladılar.
Yıllarca dünyaya kör bakan bu hastalar, mutluluktan havalara uçuyor.
Peki karanlık yılların hesabını kim verecek?
Onları tedavi eden doktor bir sülük.
Evet sülük.
Hani şu kocakarı ilaçlarından olan sülük.
Hem doktor, hem de ilaç.
Sülükle tedavi eden kişi bir tıp doktoru.
İşte sözün bittiği yer burası.
Sülük tedavisiyle bir hafta içinde yıllardır göremeyen bu hastalar şimdi görüyor.
Sadece göz değil.
Tıbbın çaresi yok dediği bir çok hastalık Manisa’daki bu merkezde tedavi ediliyor.
Yürüyemeyenler yürüyor, konuşamayanlar konuşuyor.
Merkez, Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalarla dolup taşıyor.
Yurt dışından gelenler de var.
Manisa’daki otellerde yer yok. Yeni oteller inşa ediliyor.
“Türk şeyi” bu değil de nedir sizce?
Şimdi soru şu;
Modern tıbbın yapamadığını yapan sülükler mi alternatif, yoksa, sülüğün yaptığını yapamayan modern tıp mı?
Hangisi alternatif tıp?
Benim kafam karışık.
Uyuyan bir insanı uyandırmak kolaydır, ama uyuyor taklidi yapıyorsa O’nu uyandıramazsınız.

 

Turgay Güler /haber7

http://www.haber7.com/haber/20061206/Sulukle-isiga-kavustular-Video.php 

categoria Kategori: Dogal Beslenme | commentoYorum (yok) data19/11/2009

Yeni doğdum ben!


Bebeğim Hoşgeldin dünyaya!

Bak şimdi el birliğiyle sana neler yapacağız...

Gözünü açar açmaz bu dünyaya topuktan bir aşı yiyeceksin.İçeriğimi ne yokki bozuk DNA lar katkılar ömrünün ileriki yıllarında seni hastalandıracak çeşitli malzemeler... Ama bize göre bu seni iyi edecek..Neyse canım aşı firmaları kazansın.bu biirr...

 

Derken annenin kucağına geleceksin ağlayacaksın felan.bu arada annene doktor ablalar ağrı kesiciler antibiyotikler yükleyecek sanki sana hiç geçmeyecekmiş gibi.Aman anne rahat olsun diye.Derken karnın acıkacak emeceksin anneni birde bakacaksın annene verilen ilaçların aromaları kaplamış tazecik anne sütünü.Buda yepyeni hücrelerine yeni yeni zararlar verecek.Neyse Canım bulunur bir hal çaresi.Buda ikiiii.

Annenin göğüs ucu yara olacak katkılı kremler sürülecek oraya sende onları bir güzel sütüne kaymak yapıp içeceksin bilmeden.olsun canım birazda kozmetik sanayi kazansın.Buda üçç...

View image detail

Annenin sütü arada azalacak hemen pompalar alınacak sağılacak sağılacak biberona koyulacak verilecek sana.Kalanlarmı onlarıda süt saklama kaplarına koyup buzluğa koyacak annen.E birazda pompacılar,biberoncular,süt saklama aparatçıları kazansın dimi yani...Buda dörtt..

biberon güzel şey canım anne memesi gibi değil niye uğraşasın biberondan çek kolayca sütünü iç gitsin. Böylece biberonada alışırsın.Memeyi unutursun.Unutuncamı ne olur?Emmeyince memeyi sağmakla bir olmaz tabi annenin sütü azalır.Azalınca ne olur???

Yeni yeni sektörler açılır...

Süt azalınca mamaya başvurulur bebecik.Mamamı? İçeriği dolgun dolgun görünüyor dimi?

Fabrikalar seni düşünüp raflara dizi dizi vermişler kolayca ulaşsın anneciğin diye.Makinaların ürettiği şey senin saf bünyene girecek ve seni büyütecek.Şimdilik iyi gibisin ama ilerde bu mamalar nereni nasıl hastalandırır bilinmeyecek.İsteseler öyle bir bilirler ama nedense böyle şeyler hiç araştırılmıyor.Neyse olsun şimdide Mama markaları kazansın...buda beşşş....

Büyüdün bebecik.Ek gıda diye bişey başlayacak az kaldı biliyormusun?6 aylıksın artık.biberon mamalarından kavanoz mamalarına kaşık mamalarına terfi etme zamanı.Onlarmı nasıl?iç güveysinden hallice diyim ben sana.ama kavanoznuna bakma orda hiper, süper gibi şeyler yazar :)

Bu arada 6 aylık olana kadar kaç çeşit aşı yedin,kaç türlü türlü karma marma ne tür katkılı,DSÖ  diye birilerinin yapılmasını onayladığı yan etkisi kısa sürede çıkmayan uzuuun yıllar sonra çeşitli şekillerde beliren aşılar yedin.Sözde bunlar seni hastalıklardan koruyacaktı.Ama aşı olup turp gibi olan abilerin ablaların görülmedi daha... Olsun bu aşılar ilaç firmalarını besleyecekki ilerde hasta olunca daha katkılısını enjekte etsinler sana....

Herşey olması gerektiği gibi görünüyor aslında herşeyi doğru yaptı büyüklerin ama sen bir gün hasta olsun burnun tıkandı ilk evde herkes telaşta çünkü bu ilk..Doktora koşuldu derhal..

Doktor amca 1 fısfıs 1 antibiyotik 1 şurup verdi sana.bunlardamı ne?Sözde seni iyileştirecekler...vucudundaki yararlı bakteriler ölecek zararlılarla.Hastalığının belirtileri kaybolacak bu ilaçlarla ama hastalığın orada bi yerde bağışıklık sisteminin zayıflamasını beklemeye çekilecek.

Aslında seni kendi haline bıraksalar,yemek istemedin diye zorlamasalar, dışardan müdahele edip vucudun kendini temizlemek istemesine karışmasalar bu ilk hastalığında,sen vucudunun savunma mekanizmasıyla halledecektin bu mikrobu ama nede olsa sen küçüksün anlamazsın.

Derken 1-2 ay sonra tekrar hastalık tekrar dozu artırılmış ilaç ve antibiyotikler.Sindirim sistemini bozan mamalarla vucudun kendini temizlemek için yeni yeni hastalıklar çıkarır.Hırıltılı nefes diye bir durum görülür sende sonra ne mi olur?Hava cihazına bağlarlar nefesini açmak için ilaç koklatırlar sana.Yetmezzz... Hastanede yatarsın.3 saatte bir alırsın bu havayı,aradada iğneler vs...

Dur bak az kaldı şimdi bide başka bir sektör kazanacak.Böyle bi kaç kere hırıltılı nefes aldınmı doktor amcalar eve nebulizatör hava cihazı almanın en iysi olduğunu söyler.Şimdide medikal şirketleri kazanır.Bronş açan nebulizatör içi ilaçlar kazanır.Buda altııı...

Annenin aylardır uğraşıp verdiği taptaze anne sütünün yararlı etkileri bu ilaçlarla yok edildi.Bu Arada daha ne kadar kullanırsın bilinmez ama kaç hastalık kaç aşıdır baya kazandırdın ilaç firmalarına aferin sana!

(bu noktaya kadar oğlumun 15 aylık olana kadar yaşadıklarıydı bunlar)

Bu dünya böyle bir şey işte bebecik sen birgün büyürsün kocaman olursunda bir yerin rahatsızlanırsa işte burdan başlamış benim hastalık birikimim dersin,bozduğu sağlığını düzeltmesi için yine koşarsın tıbba...

 

 

categoria Kategori: BeBeGiM | commentoYorum (3) data15/11/2009

Aşı Hakkındaki Gerçekler

(Zorunlututulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)


Click to view image details

Ağustos2009′da İngiltere ve Fransa’da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD’de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.

Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye’de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar Türkiye’nin göreceği en büyük tehlike olabilir.


Gripaşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.

Herilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.


DomuzGribi aşısının bilinen içeriği:
1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B
2-Domuzdokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton
4-Doğmamışsığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.
5-İnsanfetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)
6-Maymunböbrek hücreleri
7-Yıkanmış Koyun kanı
8-Monosodyum Glukomat
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)
10-İnsan spermi
11- Etilen gliserol (antifriz)
12-Antibiyotikler
13- Skualen

Tümaşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.

İmmünolojistHugh Fudenburg’un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)


Formaldehidkanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.

Thimoresal,çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.

Alüminyumhidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.

Skualen,Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.

Dr.J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.

Aşılarve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.

Dr.G. Buckwald’a göre: Herhangi bir aşının (Domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.

Öyleyseneden aşılama üzerinde bu kadar ısrar edilmektedir sorusu akla geliyor.


Günümüzdebütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki Rekombinant DNA insan DNA’sına ’sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.

Ayrıcaaşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.

Aşı,enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak, tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. Kur-an’ı Kerim’de Maide Suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:

Deki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.
Ancakkök hücrenin hedef hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.


Bukomplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.

HalbukiKur’an-ı Kerim’de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

“Allaho şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”

İlaçşirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ‘koruyucu hekimlik’ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.

İçeriğindedomuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları ‘zaruret’ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.


Prof.Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”

Ayrıcahastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.
Bugünekadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.

Budurum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.

ÜnlüAmerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre “Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.

Dr.G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: “Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”

2Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’ deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.

ABDKongresi üyesi Dr. Ron Paul’un ifade ettiği üzere “1997′de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”

İngiltere’deki doktorlar şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan aşının analogudur (eşi).

1976’daAmerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:
Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.
500kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.
Guillain-Barre sendromuna yakalanma riski 8 kat arttı.
Gripaşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.
Amerikanhükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.
Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:
ÇocukFelci Aşısı: AIDS’e
Tetanos: Beyin iltihabı’na
HepatitB: Multiple Skleroz’a (MS)
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na
Kabakulak:Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne
GripAşısı: Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır

Düşününve karar verin. Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda SADECE SİZ karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.


Neilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.

Sade Hayat Derneği
www.sadehayat.org

Not: Bu metin Dr. Aidin SALİH hanımın katkılarıyla hazırlanmıştır.

 

categoria Kategori: Nesil Yetistirme | commentoYorum (yok) data4/11/2009